Gezegenimiz, üzerinde yaşayan tüm canlılarla birlikte tarihte görülmemiş bir yıkımla karşı karşıya. İnsanoğlunun aşırı tüketime dayalı bugunkü yaşam şekli nedeniyle ortaya çıkan doğa yıkımı, geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla ilerliyor.
Karadeniz kadınları doğası gibi zordur, inatçıdır ve mücadelecidir. Çay tarlasında fındık bahçesinde ekini biçen kaldıran doğanın zor şartlarında bile yılmadan çalışan kadınlar güçlerini artık ekmeklerini kazandıkları doğayı korumak için harcıyor.
Tarihin özgül ağırlığı: XX. yüzyıl dünya tarihinde yaşanan köklü değişmelere tanıklık yapan ilimiz hangisi dense, akla ilk gelen Artvin olur. Neden? 1877-78 Osmanlı-Rus harbinden sonra işgal altında kaldı. 1920’lerde Kurtuluş sağlandı; bu kez, SSCB’nin kurulmasıyla, tam tersine, öte yakaya “demir perde” çekildi. 1945’te, dünya, ideolojik anlamda ikiye bölününce, Stalin, Kars ve Ardahan’la birlikte Artvin’e yeniden göz dikti. Bölge, henüz soğuk savaşın gerginliğini üzerinden atamamışken, 1989’da dünya tek kutuplu hale gelince, bu kez sadece kapılar açılmakla kalmadı; ticarî, iktisadî ve turistik ilişkiler ağı da gelişti, Batum havaalanının ortak kullanımına kadar...
Kamuoyunda torba yasası olarak ta bilinen yasa"Kamu alacaklarının Yeniden Yapılandırılması" ile ilgili , fakat bu yasaya öyle maddeler eklenmiş ki akıllara zarar.
12 Eylül 2010 tarihinden sonra AKP hükümetinin "ileri demokrasi" söylemi ile siyasal ve toplumsal yaşamı kuşattığı bir ortamda güllük gülistanlık yaşıyorken, Trabzon Tabiatı Koruma Kurulunca İkizdere'nin doğal sit alanı ilan edildiğini öğreniverdik. Ardından büyü bozuldu, pandoranın kutusu açıldı. Türkiye'de 1600'e yakın HES kurulmasının planlayan hükümetin Başbakanı "bu çevreciler önümüzü kesiyorlar"dedi. Çevre ve Orman Bakanı da HES karşıtlarını vatan hainliğiyle